Embed

Fotoğraf

 

ARABESK DİNLEYENLERLE UZLAŞALIM MI?

Uzlaşma yada uzlaşamamak toplum içinde şekillenmiş ve bizlere sunulmuş sistemi taklit edip içselleştirdiğimiz bir süreçtir. İnsanoğlu’nun çocukluk sürecinde oynamış olduğu oyunlardan tutun kurulu düzen yasalarına kadar, tüm kurallara uymayı öğreniriz. Eğitim ise tüm süreçte bu kurallar bütünlülüğüne uyum sağlamamız içindir. Bugün eğitimin yapı taşlarının değiştirilmesi bu uzlaşmanın ortadan kaldırılması içindir.

Eğitim bizde önemsenmediği için olsa gerek uzlaşmamayı öğreniriz önce… Sosyalleşebilmek ve toplumsallaşmak için uyuşmanın kurallarını öğreniriz. Ailede, okulda, iş hayatında ya da sanat dünyasında hemen bir uzlaşı kurulur…

Sanat yaratımında en çok düşülen sıkıntı sistemle sanatçının uzlaşma kurmasındadır… Uzlaşmayanların dışlandığını, yok sayıldığını herkes bilir ama bu konuda kesif bir suskunluk vardır… Sanatıyla bizi evrenselliğe taşımış hiç bir sanatçıyla sistem uzlaşık değildir.. Nazım HİKMET ile, Yılmaz GÜNEY ile, Ruhi SU ile ve daha niceleri ile uzlaşamamıştır… Bu uzlaşmazlığı tüm kurumlarıyla bilinçaltında saklıdır…

Fazıl SAY, yarın bu bakış açısında olanlarla uzlaşır mı? Onu bugünden bilmek aslında zor değil… Muhafzakardan daha muhafazakar olan uzlaşmış iki yüzlüler de yok değilidir… Siz bunları sosyal demokratlar olarak toplumda tanırsınız… Çünkü ilk onlar uzlaşır… Ilımlı islamla uzlaşan pek çok sosyal demokrat parti veya cemaatlere ya da Pensilvanya’ya selam gönderen laik isim yok mu?!… Onların bu yüzlerini başka bir yazıya saklayalım… Başlı başına işlenecek değerlendirmelerim olacak… Sanatın bilimsel kuram ve kuralcılığı ile sözde her kurumu oturmuş muhafazakar ve gerici sistemin ‘ben yaptım, oldu’ mantığı arasına sanat yaratıcısı sıkıştırılıyor. Sanatçı üretemez ve düşünemez hale getiriliyor…

Hele de siyasal bir uzlaşmazlığa düşülürse büyük ”erk” sizi kötü, nezaketsiz, kaba ve hatta tehlikeli yola sapmış olarak adlandırılıyor. Tehlikeli yol nitelemesi sistemin ‘bana dokunmayan bin yaşasın’ mantığı karşısında söz hakkınızı kullanmanızdandır. Fazıl SAY’ın ”Arabesk dinleyen toplumdan utanıyorum…” çıkışının ardında aslında ‘arabesk siyasetçiden utanıyorum’ vardır… Ben de arabesk yaşam tarzını halkçılıkmış gibi sunan sözde sosyal demokratlardan hep utanmışımdır… Biz bu siyasetçilerden utanırken bu pişkin tayfa sistemden nemalanmıştır… Sistem derken ardında kocaman bir şüphecilik ve dışlamışlık bırakan sistemden bahsediyorum… 12 Eylül rejiminin yetiştirdiği yoz ve yobaz insanlardan daha sonra nasıl olsa bahsederim…

Sanatçılarımızın her çıkışına ve her söylemine şüphe ile bakan koca ve de hantal bir algılama zorluğu çeken sistemden söz ediyorum…

İnsanımızın köklü değişikleri kanıksamayan ve alıştıktan sonra kanıksadığı yapıyı çözümleyen geri zihniyetin ‘her şeye bir cevabımız var aslında önce toplumu tüketime alıştır sonra nasıl olsa aptallaştırırsın ve her şey kuzuların otladığı bir merada koyun gütmek kadar basit olur’ mantığıyla başlıyor… Buna dur diyecek aklı başında kimse yok; doğal olarak uzlaşma da yok…

“Hani aydınlar nerede, nereye gittiler?” gibisinden yakınmaya gerek yok aydınlarımız bu uzlaşmama arkasındaki uzlaşıyı ilk görüp sıvışanlar olmuştur…

Baktılar ki, o hiç kimseyle uzlaşmadığını düşündüğümüz sosyal yapı ve katmanlar hemen uzlaşıvermişler. Çıkar birliktelikleri kurulmuş aynı potada eritilmiş tüm artılar ve faydalar ve bundan da herkes payına düşeni almış…

Bugün birbirine çok ağır laf söyleyenler yarın yan yana, kol kola olursa şaşmamak lazım… Artık bu ülkede hiç bir şeye şaşmamak lazım…

Ümit Atalay EKMEKÇİ

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !